Hakkımızda
Denizli
Blog
Kayıt Ol
Giriş
HAKKIMIZDA
DENİZLİ
BLOG
Kaklık Mağarası; Yer Altındaki Pamukkale''nin Bilinmeyen Gizemi

Denizli il merkezine 30 km mesafede, UNESCO Miras Listesinde bulunan, büyük bir yer altı deresinin oluşturduğu, yer altı boşluğunun tavanının çökmesi sonucu oluşan Kaklık Mağarası, son derece ilginç özelliklere sahip bir mağaradır. Şekil olarak obruk gelişim özelliği gösteren mağaranın içinde, büyük bir traverten kitlesi vardır. Pamukkale’nin benzeri olan travertenler mağaranın hemen yakınında bulunan Kokar hamam Pınarı (Haydar Baba Pınarı) sularının mağaraya şelaleler yaparak akması sonucu oluşmuştur. Basamaklar halinde havuzlardan meydana gelen travertenlerin gelişimleri, hala devam etmektedir. Kükürt kokusu mağaranın dışından duyulmaya başlar. Tertemiz olan su mağaranın içine girer, traverten oluşumlarından akar. İçeride sarkıt oluşumları da vardır ve mağaranın korkunç derinliğine doğru akar gider. 
 
Nem oranı oldukça yüksek olan mağara içinde sular yeraltına doğru yolculuğa çıkarken, düşen kot seviyesi nedeniyle, 800 metre sonra yerüstüne çıkıp sulama amaçlı olarak ovaya bereket dağıtır. Kaklık mağarası kükürtlü suyun yapmış olduğu oluşumlar ile ne kadar öne çıkıyorsa, halk arasında anlatıla gelen ve unutulmaya yüz tutmuş hikâyesi ile de, birçok gizemi barındırır. 
 
Çocukluğum Kaklık’ta geçti. Sıcak yaz aylarında bu bölgeye sık sık yüzmeye gelir ve karnımız acıkınca da hemen mağaranın yanında kurulmuş Yörük çadırlarında, çobanların bize verdiği yufka ekmeği ve peynirlerle karnımızı doyururduk. Bu esnada Yörük gocaları bize bir hikâye anlatır ve bu hikâye ile mağaradan hem korkar hem de gözümüzde mağara daha gizemli bir hal alırdı. Neydi bu hikâye? 
 
Hikâyeyi dinlemeden önce mağaranın hemen yanında bulunan mezarlığı ve oradaki eren mezarını da bilmek gerekir. Erenler; Kendini Hak yoluna adayan, bu yolda birçok makam ve sınıfları aşarak bazı sırlara vakıf olan, İnsan-ı Kamil mertebesine ulaşmış zat-ı muhteremlerdir. Yol gösterici, usul erkân öğretici geçmişten günümüze hala ışıkları şavkıyan bu erenler, kimi zaman yüce dağ başlarında, kimi zaman bir yol kenarında, kimi zaman da bir ağaç dalında karşımıza çıkıyor. Bulundukları yerlerde insan-ı kâmil güçleriyle kutsallaşıp, o toprakların da koruyucusu ve kollayıcısı oluyorlar. İlimize bir saatlik uzaklıktaki Koçaş dağından karşısındaki Yamadı Baba’ya, perşembeyi cumaya bağlayan gecelerde ışık süzmeleri, Sarayköy’deki orman içi Erenler yolundaki mezarların üzerinde de, yine perşembeyi cumaya bağlayan gece, yoldan geçenlere yol olsun diye ışık yansımaları, bu dağların ve toprakların günümüzde bile halen sahipsiz olmadığının kanıtlarıdır. 
 
Kaklık mağarasının hemen yakınındaki bu eren mezarında da, yine örtüşen hikâyeyle "Haydar Dede" karşımıza çıkıyor. Yörük Türkmenlerde ve Alevi kültüründe cesur, yiğit, aslan anlamına gelir Haydar. Adı Ali olan muhakkak Haydar ile eşleştirilir. Haydar-ı Kerrar yani döne döne savaşan Hz. Ali’nin diğer adlarından biri olan Haydar, Allah’ın Aslanı olarak nitelendirilir. Buradaki Haydar Dedemiz de, bu yolda korkusuzca savaşan birisi olsa gerek ki, bu isme layık görülmüştür. İlkokulda okurken yağmur duasına ve Hıdırellez’de pişen yemeklerden yemek için toplu olarak geldiğimiz Haydar Dede’ye, dualar edip, yemekler yiyip, daha sonra da Kaklık kasabasına geri dönerdik. Nitekim Türkmen geleneği ile örtüşen bu adette; Abu hayat suyu içtiğine inanılan, yine ermiş kişiler diye hitap edilen, Hızır ve Ellez’in, bahar aylarında tekrar ölümsüzleşerek aramızda dolaştığına inanılan Hıdrellezlerde, eren mezarlarında ve kutsal sayılan yerlerde dualar edilip, kurbanlar kesilir yemekler yenilir. Hikmetlere nazıl olan erenlerden Haydar dedenin de hikâyesi; Kaklık mağarasından Türkmen inancında da kutsal sayılan gün Cuma akşamı yani, perşembeyi cumaya bağlayan gece, mağaradan çıkar, buradaki mezarlarda dua okur ve sabaha doğru da mağaraya geri döner. Bu hikâyeyi burada çadır kuran Yörüklerden ve Kaklık kasabasındaki ihtiyarlardan onlarca defa duymuştum. 
 
Son ziyaret ettiğimde ise yeni bilgilerim ışığında burada yatan eren mezarında yedi adet sütun dikili olduğu ve eren mezarının içindeki çalılıklara bezler bağlı olduğunu gördüm. Özünde insan ve doğa temalarını işleyen Türkmen halk inancında, rakamların da burada önemli olduğunu belirtmek isterim; 3’ler, 5’ler, 7’ler. Buradaki 7 sütun, ateş, su, rüzgâr, toprak, can, can, çoban manalarıyla ilişkilendirilebilir. Orta Asya’da Atalar Kültü ve Şamanizm’de gördüğümüz, kutsal sayılan yerlere bez bağlanarak adak adanmasını geleneğinin, burada, günümüzde de devam ettirildiğini görüyoruz. Diğer yandan çevresindeki mezarların bazılarında da Salur tamgası olduğunu tespit ettim. Salur, kılıç sallayan anlamında kullanılarak, Oğuzların 24 boyundan biridir. Anadolu’da Alevi-Tahtacı Türkmenlerin mezar taşlarında Salur tamgası görmekteyiz. İnsanlar gerek kökenlerinde gerekse gelenek göreneklerinde Allah’tan dualarının kabulü için, eren, ermiş, Hak yolunda ölümsüzleşmiş kişilere dua edip bağ kurma, medet umma yoluna da gitmişlerdir. Yine Haydar Dede’nin hikmetlerinden anlatılana göre burada çocuğu olmayanların gelip dua ettiğini, buradan toprak aldığı ve toprakta çıkacak böceği yemeleri gerektiği hikâyelerini de duydum. 
 
Sonuç olarak söyleyebiliriz ki; Kaklık mağarası travertenleri ve şifalı suları yanı sıra, bu toprakları sahipsiz bırakmayan, Türk kültürü ve motifleriyle süslemiş, zamanı geçmişten günümüze taşıyan eren mezarı Haydar Dede’siyle de bir bütünlük oluşturuyor. Umarız ki, günümüzde bile dualarıyla bizleri unutmayan bu erenleri, bizler de saygı ve hürmet ile anarak mezarlarına gereken ilgiyi gösterip sahip çıkarız. 
 
"Hakikat Erenlerin Yoluysa, 
 
Yolum yok yoldan içeri, 
 
Kamil olan söz söylerse, 
 
Sözüm yok sözden ileri..." 
 
 
 
Ümit Şıracı, umitilekesif.blogspot.com.tr

 
 
 
Mega Tasarım
Tüm görsellerin hakkı saklı olup, izinsiz kullanılamaz.